Bizden sonraki nesillere göğsümüzü gere gere anlatacağımız en önemli gündür 2 Eylül. Basını, yerel idaresi hatta camiasının bile sırt döndüğü bir klübe inadına sımsıkı sarılanların hikayesi. Hakikaten, harbiden, karşılıksızca ve çıkar gözetmeksizin sevenlerin günü 2 Eylül.

Bir Direniş Senfonisiyiz Çünkü Göztepeliyiz
En Kötü Günde En Büyük Olmak Göztepeli Olmak

#Göztepe #Şereftir2Eylül #Yalı

2 Eylül İsyan Yürüyüşü Full Video

 

2 Eylül Göztepe

Şereftir 2 Eylül!

Bizden sonraki nesillere göğsümüzü gere gere anlatacağımız en önemli gündür 2 Eylül. Basını, yerel idaresi hatta camiasının bile sırt döndüğü bir klübe inadına sımsıkı sarılanların hikayesi 2 Eylül. Hakikaten, harbiden, karşılıksızca ve çıkar gözetmeksizin sevenlerin günü 2 Eylül. Unutma! Unutturma!

Amacına ulaşsa da ulaşmasa da “İsyan Yürüyüşü” bir “nokta” olmayı başardı bana göre. Bilgisayarımdaki Göztepe klasöründe ayrı bir yer açtım o kutlu güne, İSYAN yürüyüşüne. 2 Eylül, her gün yaptığımız işin, “yürümenin” ilk defa bu derece yüksek bir anlam taşıdığı, ilk defa yürürken bu kadar heyecanlandığım bir gündü. 10 binin üzerinde Göztepe sevdalısının akın ettiği Antalya’daki Rizespor maçından sonra sevinçten ağlayan gözlerin, Atletico Madrid zaferini teneffüs edenlerin dahi, ayrı bir yere koyduğu gün olmalı “O GÜN”. Çünkü 2 Eylül “en az” Göztepe tarihinin geçmiş mihenk taşları, unutulmayacak anıları kadar önemli bir gün. Peki nasıl oluyor da sıradan bir gün, bu kadar anlamlı kılınabiliyor? Nasıl oluyor da sıradan bir gün, henüz Türkiye’de üzerinden 37 sene geçmesine rağmen yalnızca 1 kez geçilebilmiş bir Avrupa macerası ile -ki her hatırlanışta gözyaşlarımıza hakim olmakta güçlük çekeriz- aynı derecede öneme sahip olabiliyor? Onlar, -ruhları şad olsun- Göztepe’yi “var” ettiler, Göztepe ismini tüm Türkiye’ye ezberlettirdiler. 2 Eylül cumartesi günü Göztepe İskelesi’nde toplanan binler ise, Göztepe ismini unutturmamak için isyan ettiler! Göztepe’nin derin ve “kaypak” ilişkilere kurban edilerek, yok olmaya terk edilişini içlerine sindiremeyenler, son yıllarda hiçbir sportif başarısı olmaması hatta daha farklı izah edecek olursak tam anlamıyla sportif çöküntüye girmiş, başarısızlıklar ve kapanan şubeler üst üste geldiği gibi tesisinden dahi olmuş bir “profesyonel!” kulüp için “yeniden var olma” meşalesini yakan insanlar. O gün orada bulunanlar, İzmir’in -bir elin parmaklarını geçmeyen- sayılı değerlerinden Göztepe’yi yaşatmaya ant içmiş yüreklerdir. Ne mutlu ki gerçek bir protesto olması amacı ile yola çıkılan bu organizasyon, Göztepeliliğimizi iliklerimize kemiklerimize kadar -hiçbir kimseyle en ufak bir sorun yaşamadan- hissettiğimiz gün oldu. O gün iskelede toplananların çok büyük bir kısmı Göztepemiz’in o şaşaalı zaferlerini göremedi, İstanbul oligarşisine nasıl kök söktürdüğünü evlerine nasıl eli boş gönderdiğini izleyemedi, yıldız futbolcularımızın İstanbul kulüplerinin transfer tekliflerini elinin tersiyle ittiği seneler boyu Göztepe armasını taşıdığı günleri göremedi belki ama, ne mutlu ki 2 Eylül’ü görmüş, yaşamış oldu! Benim için ve inanıyorum ki birçok Göztepeli için ömür boyu asla hafızalarımızdan çıkarmayacağımız bir gün oldu 2 Eylül. O gün asla sıradan bir gün değildi, 9 Eylül 1923’te İzmir “bizim” olmuştu, 2 Eylül 2006’da da Göztepe’nin yeniden “bizim” olması için gerekli çaba “son safhasına” kadar sarfedildi. Emeği geçenlere teşekkür etmek isterdim ama teşekkürüm biliyorum ki anlamsız kalacak, çünkü emeği geçenler 2 Eylül’ü yaşamakla zaten “şeref” madalyalarını boyunlarına sonsuza kadar asmış oldular.